Birlikte Yaşama Manifestosu (Özet) / turkish

Birlikte Yaşama Manifestosu (Özet)

Karşılıklı Bağımlılık Deklarasyonu

 

İnsanlık maddi kaynaklara, teknik ve bilimsel becerilere bugün olduğu kadar hiçbir zaman sahip olmadı. Bütünlüğü içinde ele alındığında, günümüzde insanlık geçmiş yüzyıllarda kimsenin hayal edemeyeceği kadar zengin ve güçlü. Buna karşılık, bunlar sayesinde daha mutlu olduğunu söylemek mümkün değil. Ama kimse eskiye dönmeyi arzulamıyor; çünkü herkes yeni toplu ve bireysel gelişme olanaklarının her gün giderek daha fazla önümüze geldiğini hissediyor.

Ne var ki, bu güç birikiminin sonsuza kadar devam edebileceğine kimsenin inanması mümkün değil. Bu birikimin, şimdi olduğu gibi, değişmeyen bir teknik ilerleme mantığı içinde, sonunda kendini yiyip tüketmeden ve insanlığın fiziki ve ahlâki olarak hayatta kalmasını tehdit etmeden devam edebileceğine inanmak mümkün değil. Bizi kuşatan ilk tehditler maddi, teknik, çevresel ve iktisadi. Bunlar entropik tehditler. Ama ikinci tür tehditlere karşısında daha da aciziz. Bu tehditlere karşı ne yapılabileceğini tahayyül bile edemiyoruz. Bunları antropik tehditler olarak adlandırabiliriz.

 

İlk sorun

Tespit ayan beyan ortada: insanlık baş döndürücü bilimsel ve teknik ilerlemeler gerçekleştirebildi ama esas sorununu çözme konusunda hâlâ eskisi gibi çaresiz kalmaya devam ediyor. Bu, insanlar arasında karşıtlığın ve şiddetin nasıl yönetilmesi gerektiği sorunudur. İnsanların, birbirlerini katletmeden karşıt olmalarını mümkün kılan bir işbirliği içinde olmaları nasıl teşvik edilebilir? İnsanlar ve doğa üzerinde, artık sınırsız olan ve kendi kendini yok etme potansiyeli taşıyan güç birikimi nasıl engellenebilir? İnsanlık bu soruları hızla yanıtlayamazsa, yok olacak. Halbuki bugün insanlığın gelişmesi için gerekli maddi koşulların hepsi, onların sonlu olduklarının bilincine varılması koşuluyla, birleşmiş durumda.

Bu sorulara verebilecek bir çok yanıtımız var. Bunların bir kısmını geçmiş yüzyıllar boyunca dinler, ahlâk ilkeleri, siyasal doktrinler, felsefe ve beşeri ve sosyal bilimler getirdi. Diğer yandan, onbinlerce veya milyonlarca insanın ve onbinlerce örgüt ve derneğin çabalarıyla yürüyen, dünyanın bugünkü örgütlenmesine alternatif olma amaçlı sayısız girişim var. Bunlar farklı isimler altında, farklı biçimler veya çok farklı ölçeklerdeler: insan haklarının, yurttaş haklarının, emekçiler, işsizler, kadınlar veya çocukların savunusu; üretim veya tüketim kooperatifleri, dayanışma sandıkları, hakkaniyetli ticaret, paralel veya ilavi para sistemleri, yerel mübadele sistemleri, çeşitli dayanışma dernekleri gibi sonsuz derecede çeşitli biçimi içinde barındıran dayanışmacı ve sosyal ekonomi alanı; dijital teknolojinin ekonomisi (Linux, Wikipedia,…); küçülme (de-growth) ve kalkınma-sonrası yaklaşımları; yavaş yemek, sakin şehir, sakin bilim hareketleri; buen vivir (iyi yaşama) talebi; doğanın hakları olduğu iddiası ve Doğa-Ana övgüsü; alternatif küreselleşme, siyasal çevrecilik ve radikal demokrasi, indignados ve Occupy Wall Street hareketleri; zenginliğin alternatif ölçümü girişimleri; kişisel dönüşüm hareketleri; gönüllü kanaatkârlık, tutumlu bolluk, medeniyetler arası diyalog, care (insani bakım) kuramları, müştereklik üzerine yeni düşünce hareketleri; vb…

Bu denli zengin bu girişimlerin basit bir karşı çıkış veya sorunu hafifletme rolüne sıkışıp kalmamaları, çağımızın ölümcül dinamiğini yeteri kadar güçlü biçimde önleyebilmeleri için, hepsinin enerjilerinin ve güçlerinin birleşmesi hayati öndemde. Bu nedenle hepsinde bulunan ortak şeyin ne olduğunun isminin konması ve altının çizilmesi gerekiyor.

 

Beraber Yaşama Üzerine

 

Bütün bu hareket, girişim, düşünce akımlarında bulunan ortak öz, herkesin diğer insanlara ve Doğa’ya dikkat etmesini, onları sakınmasını mümkün kılan bir birlikte yaşama becerisi, birlikte yaşama (con-vivere) arayışıdır. Karşıtlığın meşruiyetini inkâr etmeden, karşıtlığı bir dinamizm ve yaratıcılık etmenine dönüştürme sanatıdır bu. Şiddeti ve ölüm dürtülerini uzaklaştırma aracıdır. Bu ortak noktayı ortaya çıkarmak için, şimdi ve acil olarak, dört temel soruyu yanıtlamayı mümkün kılacak ve herkesin paylaşabileceği bir asgari doktrin zeminine ihtiyacımız var. Yerküre ölçeğinde ele alırsak, bu dört temel soru şudur:

- Ahlâki soru: İnsanların neleri beklemeleri, neleri ümit etmeleri mümkündür ve neleri kendilerine yasaklamalıdırlar?

- Siyasal soru: Meşru siyasal cemaatler hangileridir?

- Ekolojik soru: Neleri doğadan almamıza izin var ve doğaya ne iade etmeliyiz?

- İktisadi soru: Ahlâki, siyasal ve ekolojik sorulara verilen yanıtlarla tutarlı kalmak için, hangi miktarda maddi zenginlik üretmemize izin var? Ve bunu nasıl üretmeliyiz?

- Herkes, bu dört soruya, eğer isterse, doğaüstü veya görünmeyenle ilişkili, dini veya manevi soru veya anlamla ilgili soru ilave etmekte özgürdür.

 

Genel Değerlendirmeler

Evrenselleştirilebilir yegane meşru toplumsal düzen, ortak insanlık, ortak toplumsallık, bireysellik ve yaratıcı ve denetim altında kalan karşıtlık ilkelerinden esinlenen düzendir.

Ortak insanlık ilkesi: Renk, milliyet, dil, kültür, din, zenginlik, cinsiyet veya cinsel tercih farklarının ötesinde, tek bir insanlık vardır ve onun üyesi olan herkesin şahsında bu insanlığa saygı gösterilmelidir.

Ortak toplumsallık ilkesi: İnsanlar toplumsal varlıklardır ve en büyük zenginlik insanların toplumsal ilişkilerinin zenginliğidir.

Bireyleşme ilkesi: Meşru siyaset, ilk iki ilkenin ışığında, herkesin oluşum halindeki tekil bireyliğini ifade etmesine ve herkesin başkalarının varoluş kapasitelerini engellemeden kendi varoluş kapasitesini geliştirmesine izin veren siyasettir.

Yaratıcı ve denetlenmiş karşıtlık ilkesi: Herkesin kendi tekil bireyliğini ifade etme hakkı olduğu için, insanların aralarında karşıtlık olması doğaldır. Ama bu karşıtlık, rekabetin yıkıcı değil yaratıcı olmasını sağlayan ortak toplumsallık çerçevesini tehlikeye atmadığı sürece meşrudur.

Bu genel ilkelerden şu sonuçlar çıkar:

Ahlaki değerlendirmeler

Her bireyin yaşamdan beklemesi meşru olan, diğer bütün insanlarla eşit bir saygınlığa sahip olmak ve diğer insanların yaşam anlayışlarına saygılı kalarak, kendi inandığı/seçtiği yaşam için gerekli yeterli maddi koşullara erişebilmektir.

Yasak olan ise, Yunanlıların hubris dediği, aşırılığa savrulmak, yani ortak insanlık ilkesini çiğnemek ve ortak toplumsallığı tehlikeye atmaktır.

Somut olarak, herkesin görevi vicdanının kabul etmediğini yapmamak ve para, iktidar veya kurumun prestiji için yapılan yolsuzluklarla mücadele etmektir.

 

Siyasal değerlendirmeler

Birlikte yaşama ilkesi perspektifinden hareketle, bir devlet veya bir hükümet veya yeni bir siyasal kurum şu şartlarla meşru kabul edilebilir:

- Ortak insanlık, ortak toplumsallık, bireyselleşme ve denetlenmiş karşıtlık ilkelerini tanır ve bunlara uyarlar ve bunların sonucu olan iktisadi, ekolojik ve ahlâki değerlendirmelerin uygulanmasını kolaylaştırırlar.

Daha belirgin biçimde, meşru devletler bütün yoksul yurttaşlarına, onları sefaletin aşağılamasından koruyacak, her ne biçimde olursa olsun, asgari bir kaynak güvencesi, bir asgari gelir sağlarlar. Zenginlerin, ortak insanlık ve ortak toplumsallık ilkelerinin etkisiz hale gelmesine yol açacak bir seviyeyi aşarak, aşırı zenginliğin iğrençliğine düşmelerini giderek yasaklamak için bir azami gelir seviyesi tespit ederler.

 

Ekolojik değerlendirmeler

İnsan, artık kendini Doğa’nın sahibi ve efendisi olarak göremez. Doğa ile çatışma halinde değil, onun bir parçası olarak insan, doğa ile birlikte ve en azından simgesel olarak, bir armağan ve karşı armağan ilişkisi içinde olmalıdır. Gelecek kuşaklara korunmuş bir doğal varlık bırakabilmek için, insan doğadan aldığı veya doğanın ona verdiği kadarını veya daha fazlasını doğaya geri vermelidir.

İktisadi değerlendirmeler

Maddi veya parasal zenginlikle mutluluk veya refah arasında ispatlanmış bir ilişki yoktur. Yerkürenin ekolojik durumu, büyüme olmadan elde edilebilecek mümkün bütün refah biçimlerini aramayı zorunlu kılıyor. Bunun için, çoğul bir ekonomi anlayışı içinde, üretilecek mal ve hizmetlerin bireysel, kamusal ya da müşterek olmalarına göre, piyasa ile kamu ekonomisi ve sosyal ve dayanışmacı ekonomi arasında bir denge kurmak şarttır.

 

Ne yapmalı?

 

Başarmak için devasa ve ürkütücü güçlere karşı çıkmak, onlarla çatışmak gerekeceğini gizlememeliyiz. Bu güçler maddi olduğu kadar mali, teknik, bilimsel veya entellektüeldir. Askeri güçtürler veya suç için örgütlenmiş güçlerdir. Bu devasa ve çoğu zaman görülmeyen ya da bir yere konumlandırılamayan güçlere karşı kullanılacak üç silah var:

- Aşırılık ve yolsuzluk karşısında duyulan tiksinti ve öfke; ortak insanlık ve ortak toplumsallık ilkelerini aktif veya pasif biçimde, doğrudan veya dolaylı olarak çiğneyenlerin utanç duymalarını sağlamak.

- Küresel bir insanlık cemaatine ait olma hissi.

- Herkesin kendi “akılcı seçimleri”nin ötesinde, duyguların ve tutkuların harekete geçirilmesi.

Kopuş ve geçiş dönemi

Her somut ve uygulama amaçlı birlikte yaşama politikası şunları dikkate almalıdır:

- En zenginlerle toplumun geri kalanı arasında 1970’lerden beri başdöndürücü biçimde artan eşitsizliğin azaltılması amaçlı ortak toplumsallık ve adalet zorunluluğu.

- Bölgelere ve yerele hayat verme kaygısı ve dolayısıyla küreselleşmenin fazla dışsallaştırdıklarının yeniden bölgelere, yerele yerleşmesini sağlamak.

- Doğal kaynakları ve çevreyi korumanın mutlak gereği.

- İşsizliği ortadan kaldırma mutlak zorunluluğu ve herkese toplumun yararlı faaliyetleri içinde tanımlanmış ve tanınmış bir işlev ve bir rol sunmak.

 

 

Birlikte yaşama ilkeleri somut yanıtlara dönüşürken, halk kesimlerinin yaşam koşullarının iyileştirilmesinin acilliğini dikkate alan yanıtlarla, içinde birçok tehdit barındıran bugünkü varoluş tarzına alternatifin inşa edilmesi gereği birbirine eklemlenmelidir. Bu alternatifi düşünmek, sonsuza kadar devam edecek iktisadi büyümenin başımızdaki bütün kötülüklere deva olacağına hâlâ insanları inandırmaya çalışmaktan vaz geçmekle başlar.

 

Claude Alphandéry, Geneviève Ancel, Ana Maria Araujo (Uruguay), Claudine Attias-Donfut, Geneviève Azam, Akram Belkaïd (Cezayir),Yann-Moulier-Boutang, Fabienne Brugère, Alain Caillé, Barbara Cassin, Philippe Chanial, Hervé Chaygneaud-Dupuy, Eve Chiappello, Denis Clerc, Ana M. Correa (Arjantin), Thomas Coutrot, Jean-Pierre Dupuy, François Flahault, Francesco Fistetti (Italya),Anne-Marie Fixot, Jean-Baptiste de Foucauld, Christophe Fourel, François Fourquet, Philippe Frémeaux, Jean Gadrey,Vincent de Gaulejac, François Gauthier (İsviçre),Sylvie Gendreau (Kanada), Susan George (ABD), Christiane Girard (Brezilya), François Gollain (Birleşik Krallık), Roland Gori, Jean-Claude Guillebaud, Paulo Henrique Martins (Brezilya), Dick Howard (ABD), Marc Humbert, Éva Illouz (İsrail), Ahmet İnsel (Türkiye), Geneviève Jacques, Florence Jany-Catrice, Hervé Kempf, Elena Lasida, Serge Latouche, Jean-Louis Laville, Camille Laurens, Jacques Lecomte, Didier Livio, Gus Massiah, Dominique Méda, Margie Mendell (Kanada), Pierre-Olivier Monteil, Jacqueline Morand, Edgar Morin, Chantal Mouffe (Birleşik Krallık), Osamu Nishitani (Japonya), Alfredo Pena-Vega, Bernard Perret, Elena Pulcini (Italya), Ilana Silber (İsrail), Roger Sue, Elvia Taracena (Meksika), Frédéric Vandenberghe (Brzilya), Patrick Viveret, Zhe Ji (Çin).

 

Je soutiens le Manifeste convivialiste / I would like tu support the manifesto

I would like tu support the manifesto

2,291 signatures

je soutiens le Manifeste ! / I would like to support the manifesto !

Abrégé du manifeste convivialiste
Declaration d’interdependance1

Jamais l’humanité n’a disposé d’autant de ressources matérielles et de compétences techniques et scientifiques. Prise dans sa globalité, elle est riche et puissante comme personne dans les siècles passés n’aurait pu l’imaginer. Rien ne prouve qu’elle en soit plus heureuse. Mais nul ne désire revenir en arrière, car chacun sent bien que de plus en plus de potentialités nouvelles d’accomplissement personnel et collectif s’ouvrent chaque jour.

Pourtant, à l’inverse, personne non plus ne peut croire que cette accumulation de puissance puisse se poursuivre indéfiniment, telle quelle, dans une logique de progrès technique inchangée, sans se retourner contre elle-même et sans menacer la survie physique et morale de l’humanité. Les premières menaces qui nous assaillent sont d’ordre matériel, technique, écologique et économique. Des menaces entropiques. Mais nous sommes beaucoup plus impuissants à ne serait-ce qu’imaginer des réponses au second type de menaces. Aux menaces d’ordre moral et politique. À ces menaces qu’on pourrait qualifier d’anthropiques.
Le problème premier

Le constat est donc là : l’humanité a su accomplir des progrès techniques et scientifiques foudroyants, mais elle reste toujours aussi impuissante à résoudre son problème essentiel : comment gérer la rivalité et la violence entre les êtres humains ? Comment les inciter à coopérer tout en leur permettant de s’opposer sans se massacrer ? Comment faire obstacle à l’accumulation de la puissance, désormais illimitée et potentiellement auto-destructrice, sur les hommes et sur la nature ? Si elle ne sait pas répondre rapidement à cette question, l’humanité disparaîtra. Alors que toutes les conditions matérielles sont réunies pour qu’elle prospère, pour autant qu’on prenne définitivement conscience de leur finitude.

Nous disposons de multiples éléments de réponse : ceux qu’ont apportés au fil des siècles les religions, les morales, les doctrines politiques, la philosophie et les sciences humaines et sociales. Et les initiatives qui vont dans le sens d’une alternative à l’organisation actuelle du monde sont innombrables, portées par des dizaines de milliers d’organisations ou d’associations, et par des dizaines ou des centaines de millions de personnes. Elles se présentent sous des noms, sous des formes ou à des échelles infiniment variées : la défense des droits de l’homme, du citoyen, du travailleur, du chômeur, de la femme ou des enfants ; l’économie sociale et solidaire avec toutes ses composantes : les coopératives de production ou de consommation, le mutualisme, le commerce équitable, les monnaies parallèles ou complémentaires, les système d’échange local, les multiples associations d’entraide ; l’économie de la contribution numérique (cf. Linux, Wikipedia etc.) ; la décroissance et le post-développement ; les mouvements slow food, slow town, slow science ; la revendication du buen vivir, l’affirmation des droits de la nature et l’éloge de la pachamama ; l’altermondialisme, l’écologie politique et la démocratie radicale, les indignados, Occupy Wall Street ; la recherche d’indicateurs de richesse alternatifs, les mouvements de la transformation personnelle, de la sobriété volontaire, de l’abondance frugale, du dialogue des civilisations, les théories du care, les nouvelles pensées des communs, etc.

Pour que ces initiatives si riches puissent contrecarrer avec suffisamment de puissance les dynamiques mortifères de notre temps et qu’elles ne soient pas cantonnées dans un rôle de simple contestation ou de palliation, il est décisif de regrouper leurs forces et leurs énergies, d’où l’importance de souligner et de nommer ce qu’elles ont en commun.
Du convivialisme

Ce qu’elles ont en commun, c’est la recherche d’un convivialisme, d’un art de vivre ensemble (con-vivere) qui permette aux humains de prendre soin les uns des autres et de la Nature, sans dénier la légitimité du conflit mais en en faisant un facteur de dynamisme et de créativité. Un moyen de conjurer la violence et les pulsions de mort. Pour le trouver nous avons besoin désormais, de toute urgence, d’un fond doctrinal minimal partageable qui permette de répondre simultanément, en les posant à l’échelle de la planète, au moins aux quatre (plus une) questions de base :

- La question morale : qu’est-il permis aux individus d’espérer et que doivent-ils s’interdire ?

- La question politique : quelles sont les communautés politiques légitimes ?

- La question écologique : que nous est-il permis de prendre à la nature et que devons-nous lui rendre ?

- La question économique : quelle quantité de richesse matérielle nous est-il permis de produire, et comment, pour rester en accord avec les réponses données aux questions morale, politique et écologique ?

- Libre à chacun d’ajouter à ces quatre questions, ou pas, celle du rapport à la surnature ou à l’invisible : la question religieuse ou spirituelle. Ou encore : la question du sens.
Considérations générales :

Le seul ordre social légitime universalisable est celui qui s’inspire d’un principe de commune humanité, de commune socialité, d’individuation, et d’opposition maîtrisée et créatrice.

Principe de commune humanité : par delà les différences de couleur de peau, de nationalité, de langue, de culture, de religion ou de richesse, de sexe ou d’orientation sexuelle, il n’y a qu’une seule humanité, qui doit être respectée en la personne de chacun de ses membres.

Principe de commune socialité : les êtres humains sont des êtres sociaux pour qui la plus grande richesse est la richesse de leurs rapports sociaux.

Principe d’individuation : dans le respect de ces deux premiers principes, la politique légitime est celle qui permet à chacun d’affirmer au mieux son individualité singulière en devenir, en développant sa puissance d’être et d’agir sans nuire à celle des autres.

Principe d’opposition maîtrisée et créatrice : parce que chacun a vocation à manifester son individualité singulière il est naturel que les humains puissent s’opposer. Mais il ne leur est légitime de le faire qu’aussi longtemps que cela ne met pas en danger le cadre de commune socialité qui rend cette rivalité féconde et non destructrice.

De ces principes généraux découlent des :

Considérations morales

Ce qu’il est permis à chaque individu d’espérer c’est de se voir reconnaître une égale dignité avec tous les autres êtres humains, d’accéder aux conditions matérielles suffisantes pour mener à bien sa conception de la vie bonne, dans le respect des conceptions des autres

Ce qui lui est interdit c’est de basculer dans la démesure (l’hubris des Grecs), i.e. de violer le principe de commune humanité et de mettre en danger la commune socialité

Concrètement, le devoir de chacun est de lutter contre la corruption.

Considérations politiques

Dans la perspective convivialiste, un État ou un gouvernement, ou une institution politique nouvelle, ne peuvent être tenus pour légitimes que si :

- Ils respectent les quatre principes, de commune humanité, de commune socialité, d’individuation et d’opposition maîtrisée, et que s’ils facilitent la mise en œuvre des considérations morales, écologiques et économiques qui en découlent ;

Plus spécifiquement, les États légitimes garantissent à tous leurs citoyens les plus pauvres un minimum de ressources, un revenu de base, quelle que soit sa forme, qui les tienne à l’abri de l’abjection de la misère, et interdisent progressivement aux plus riches, via l’instauration d’un revenu maximum, de basculer dans l’abjection de l’extrême richesse en dépassant un niveau qui rendrait inopérants les principes de commune humanité et de commune socialité ;

Considérations écologiques

L’Homme ne peut plus se considérer comme possesseur et maître de la Nature. Posant que loin de s’y opposer il en fait partie, il doit retrouver avec elle, au moins métaphoriquement, une relation de don/contredon. Pour laisser aux générations futures un patrimoine naturel préservé, il doit donc rendre à la Nature autant ou plus qu’il ne lui prend ou en reçoit.

Considérations économiques

Il n’y a pas de corrélation avérée entre richesse monétaire ou matérielle, d’une part, et bonheur ou bien-être, de l’autre. L’état écologique de la planète rend nécessaire de rechercher toutes les formes possibles d’une prospérité sans croissance. Il est nécessaire pour cela, dans une visée d’économie plurielle, d’instaurer un équilibre entre Marché, économie publique et économie de type associatif (sociale et solidaire), selon que les biens ou les services à produire sont individuels, collectifs ou communs.
Que faire ?

Il ne faut pas se dissimuler qu’il faudra pour réussir affronter des puissances énormes et redoutables, tant financières que matérielles, techniques, scientifiques ou intellectuelles autant que militaires ou criminelles. Contre ces puissances colossales et souvent invisibles ou illocalisables, les trois armes principales seront :

- L’indignation ressentie face à la démesure et à la corruption, et la honte qu’il est nécessaire de faire ressentir à ceux qui directement ou indirectement, activement ou passivement, violent les principes de commune humanité et de commune socialité.

- Le sentiment d’appartenir à une communauté humaine mondiale.

- Bien au-delà des « choix rationnels » des uns et des autres, la mobilisation des affects et des passions.
Rupture et transition

Toute politique convivialiste concrète et appliquée devra nécessairement prendre en compte :

- l’impératif de la justice et de la commune socialité, qui implique la résorption des inégalités vertigineuses qui ont explosé partout dans le monde entre les plus riches et le reste de la population depuis les années 1970

- Le souci de donner vie aux territoires et aux localités, et donc de reterritorialiser et de relocaliser ce que la mondialisation a trop externalisé.

- L’absolue nécessité de préserver l’environnement et les ressources naturelles.

- L’obligation impérieuse de faire disparaître le chômage et d’offrir à chacun une fonction et un rôle reconnus dans des activités utiles à la société.

La traduction du convivialisme en réponses concrètes doit articuler, en situation, les réponses à l’urgence d’améliorer les conditions de vie des couches populaires, et celle de bâtir une alternative au mode d’existence actuel, si lourd de menaces multiples. Une alternative qui cessera de vouloir faire croire que la croissance économique à l’infini pourrait être encore la réponse à tous nos maux.

Claude Alphandéry, Geneviève Ancel, Ana Maria Araujo (Uruguay), Claudine Attias-Donfut, Geneviève Azam, Akram Belkaïd (Algérie), Yann Moulier-Boutang, Fabienne Brugère, Alain Caillé, Barbara Cassin, Philippe Chanial, Hervé Chaygneaud-Dupuy, Eve Chiapello, Denis Clerc, Ana M. Correa (Argentine), Thomas Coutrot, Jean-Pierre Dupuy, François Flahault, Francesco Fistetti (Italie), Anne-Marie Fixot, Jean-Baptiste de Foucauld, Christophe Fourel, François Fourquet, Philippe Frémeaux, Jean Gadrey, Vincent de Gaulejac, François Gauthier (Suisse), Sylvie Gendreau (Canada), Susan George (États-Unis), Christiane Girard (Brésil), François Gollain (Royaulme Uni), Roland Gori, Jean-Claude Guillebaud, Paulo Henrique Martins (Brésil), Dick Howard (États-Unis), Marc Humbert, Éva Illouz (Israël), Ahmet Insel (Turquie), Geneviève Jacques, Florence Jany-Catrice, Zhe Ji (Chine), Hervé Kempf, Elena Lasida, Serge Latouche, Jean-Louis Laville, Camille Laurens, Jacques Lecomte, Didier Livio, Gus Massiah, Dominique Méda, Margie Mendell (Canada), Pierre-Olivier Monteil, Jacqueline Morand, Edgar Morin, Chantal Mouffe (Royaume Uni), Osamu Nishitani (Japon), Alfredo Pena-Vega, Bernard Perret, Elena Pulcini (Italie), Ilana Silber (Israël), Roger Sue, Elvia Taracena (Mexique), Frédéric Vandenberghe (Brésil), Patrick Viveret.

1 Ce texte est l’abrégé du Manifeste convivialiste, publié le 14 juin 2013 aux éditions Le Bord de l’eau (48 p. 5 €). Les lecteurs qui se sentiront en accord avec les principes qu’il expose peuvent en témoigner en déclarant leur soutien.

[signature]

Partager avec vos amis:

Articles récents
Commentaires récents